Categories:

Cinsellikte beynimiz

Nasıl düşünebildiğimizi hiç düşündünüz mü ? Veya diğer insanlardan neden farklı düşündüğümüzü ? İlim adamları bu noktaya dikkat çektikten sonra şunları ilave ediyorlar

”Beyinler insanların yüzleri kadar çeşitlidir”. En ince detayına kadar yapılan araştırmalara göre beynimizin şekli doğduktan sonra her gün değişiyor. Hatta Anne karnındaki yavruda dakika dakika farklılık gösteriyor. Beyindeki sinir hüceleri insanların öğrenme şekillerine göre farklı bir biçimde düğümleniyorlar.

Bu düğümlenmede soluduğumuz havanın ve yediğimiz yemeğin bile tesiri var. Zira havadaki iyon konsantrasyonu beyinde iletme vazifesini gören maddelere tesir ediyor. Beynindeki farklılıklar herkes tarafından az çok hissedilebilir. Solka veya normal bir insanın kadın veya erkek beyinlerinin farklı olması gibi.

Bu fark hayvanlar arasında da mevcuttur. Nöröloglar sinir sistemi uzmanları farklı yapısı ve şekil dolayısıyla bir kedinin beynini rahatça tanıyabilirler. Fakat bir erkek veya kadın beyni için genelleme yapmak mümkün değildir. Her canlıdaki beyin‘i teşkil eden maddeler aynı olduğu halde his ve idrakleri farklıdır.

Öyle hayvanlar vardır ki renklerin en yakın tonlarını bile ayırt edebilirler. Ve öyle hayvanlar vardır ki hareketleri ile ancak bir ışık-gölge gibi görürler. Hissedilen şeyler doğru olduğu halde hiçbiri %100 değildir. Bunu en güzel kene‘de anlayabiliriz.

Kene gelişebilmek için memeli hayvanların kanına muhtaçtır. Bu sebeple bir dala tutunur yada ota tırmanır. Altından veya etrafından memeli bir hayvan geçtiğinde üzerine atlayarak ona tutunur. İlim adamlarının tespitlerine göre kene bir dalda asılı ve hareketsiz kalarak ve üstelik beslenmeyerek yıllarca yaşayabilir.

Altından bir memeli geçtiğinde de sıcaklık ve yağ asidi alıcıları harekete geçerek onu yeni ev sahibine ulaştırır. Kene 37 derece sıcaklıka karşılaştığı zaman deriyi delmeye başlar görüldüğü gibi kenenin ihtiyacı sadece biraz sıcaklık ve ter kokusudur.

Hayvanlar aleminin bu paraziti bize birşeyler hatırlatıyor. Bizim duyu organlarımız keneninkinden tartışılmayacak kadar üstün olduğu halde insan şu kainatta olup biten pekçok şeyi farketmiyor bile. Radyo dalgalarını hissetmiyoruz. Röntgenin ışınlarını göremiyoruz.

Gerçi geliştirilen ilim ve teknoloji sayesinde bizim duyu organlarımızın sınırları dışındaki sinyalleri de alabiliyoruz ama bu yaptığımız çalışmalar yine kendi beynimizle sınırlı kalıyor. İnsanoğlunu yaratan Kudret daha yaradılıştan itibaren onun ihtiyaç duyacağı bilgileri beynine yerleştirmeyi ihmal etmemiştir. O kudret bizim renkleri, cisimleri mekanları nasıl göreceğimizi bilir.

Bizim bir zaman hissimizin olacağını davranışları bu his ile düzenleyeceğimizi bilir beynimize nakşeder. Kısacası beynimiz ilim adamlarınun ifadesine göre en gelişmiş bilgisayardan 100 bin kat daha mükemmel yaratılışıyla bu dünya ve ötesi için programlanmıştır. Bu programların bir kesiti bizim hayatta kalmamızı sağlar.

Ve Şaşırtıcıdır ki bu bilgiler sonradan öğrendiklerimiz silinmezler.

Beynin diğer bir özelliği ise dışardan gelen bilgileri istediği gibi yorumlamasıdır. Mesela ister floresan ışığında ister güneş ışığında bir domatese bakın. Domates size her zamanki kırmızısı ile gözükecektir. Yani beynin bu anlama ve tanımlama özelliği sadece dışardan gelen bilgilerin doğrultusunda değildir.

Yeni gelen bu bilgiler, beyine daha önceden depolanan bilgilerle yapılan alış-verişin sadece %10’u kadardır. Ve çoğu zaman değerlendirilmeden önce beklemeye alınır.Beynimizin kendi kendine konuşması gerçeği beyinle ilgili pek çok soruyu çözmeye yardımcı olacaktır. Mesela normal bir insan ile ünlü ilim adamı Einsteinin beyni arasındaki fark nedir ?

İlim adamları bu soruyu aydınlatabilmek için Einstein’in beynini sık sık incelemiştirler. Araştırmayı yürütenler arasındaki 2 profesör Einstenin kesme şeker büyüklüğündeki beyin parçasında normalin %70 üstünde glia hücresi bulmuşlar ve beynin üstünlüğünü bu duruma bağlamışlardır.

Glia hücreleri madde alış-verişini kontrol eder ve sinir hücrelerinin kanla beslenmelerini sağlar. Bu duruma göre Einstenin düşünme makinasına çok iyi baktığı sonucu ortaya çıkabilir. Fakat araştırmaya katılan diğer ilim adamları bu görüşe itiraz etmiştir. Çünkü onlara göre çok miktardaki glia hücresi iyiye işaret değildir.

Zira son derece geri zekalı olan kişilerin beyinleri bu hücrelerle doludur. Neticede beynimizin sadece biyokimyevi faaliyetler göstermediği anlaşılmış fakat bu arada ne yazık ki yüzlerce hayvan feda edilmiştir. Başka ve önemli bir sonuç da şimdiki insanlar ile asırlar önce yaşayan insanlar arasında bir fark bulunmadığıdır. Değişen tek şey sadece depolanan bilgilerdir.

Beynin sağ bölümü mana alemiyle alakalı iken beynin sol bölümü daha çok maddi alemle alakalıdır. Beynin 2 bölümü arasında akılalmaz derecede mükemmel bir haberleşme mevcuttur. Bu ifadeye dikkat ediniz. Çünkü insan beyni kendisinin nasıl çalıştığını anlayamamaktadır. Beynin bölümleri hiç bir zaman tek başlarına iş göremezler.

Konuşma merkezi sol kısımda olduğu halde beynin sol kısmı çalışmayan bir insan sağ kısmını konuşma için alıştırabilir. Sağır ve dilsizlerde devre dışı kalan konuşma ve duyma merkezi ”dokunma” üzerine hassasiyet ve uzmanlık kazanır. Beynin bu faaliyetleri tek kelimeyle kusursuzdur diyor ilim adamları.

Araştırmacılara göre Einsteinin sırrı beyninin kendi kendine konuşmasına izin vermesi ve böylece hiç kimsenin düşünmediği yollardan düşünceye geçmesidir.

Bu duruma göre depolarındaki bilgileri birbiriyle irtibatlandırılan beyinler daha kapasiteleri olmaktadır. Hafta düşünceler vücüda bile tesir eder. Mesela hipnotize edilen birkaç kişiye damarlarından akyuvar yerine beyaz köpekbalıklarının dolaştığı ve damarlarda yüzen mikropları parçaladığı telkin edilmiş.

Sürekli bir telkin yapıldığında da şu şaşırtıcı sonuç elde edilmiştir. Kandaki akyuvar sayısı artmış. Buna benzer pek çok örnek beynin kabiliyetini göstermektedir. Beynin gücü ve esrararı elbette o et parçasında gizemli değildir. Madde ötesi bir ruh sonsuz bir ilim ve kudret kesinlikle inkar edilemez. Ancak beynin kendisini yaratıp programlayan o kudretin mahiyetini anlamaktan acizdir.

Daha öncedende ifade ettiğimiz gibi kendi çalışmasını dahi idrak etmekten aciz olan beyin için bu durum anormal birşey değildir.

Tags:

No responses yet

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir